Evet, Pyotr Smirnov benim arkadaşımdır. Biraz ekşi olsa da bana tatlı gelir, tam geceye yakışır. Her yudumda eski günleri hatırlarım, dalların üzerinde ve altında dans eden arkadaşlarım, yapraklardan yükselen rockn roll melodileri ve bir zamanlar aşık olduğum o serçe. Küçüktü, hızlıydı, ancak sesi büyüktü. Her gece retro ağacımın dallarına konar, bana şarkı söylerdi. Sonra bir gün uçtu gitti. O günden beri portakal dilimini bardağın kenarına koyarım, çünkü o portakala çok benzerdi.
Şimdi ağacımda yalnızım, aslında yalnızlık bana göre değil. Her gece arkadaşlarım gelir bu ağaca, bir hikaye bırakırlar, bir yudum alırlar, sonra giderler. Ben her daim buradayım. Gözlüklerim cam değildir benim, fazlaca görürüm. Tüylerim desen değil, anıdır. Ve bu ağaç geride kalmışlığın, hayalin, biraz da votkanın karışımı. Biliyor musunuz bir gün annem ''artık büyüdün kendine başka bir yaşam alanı bul'' dedi. Ben de kendime bu ağacı bulmuştum. Bir kaç gün sonra bu ağaçtan düştüm, henüz uçmayı tam beceremiyorken. Düşerken kanatlarım zarar gördü, birazda canım yanıyordu. Tam o sırada bir şey belirdi önümde, bana göre dev bir varlıktı, fazlasıyla ürktüm, acıyan kanatlarımla o ayak adımlarından kaçmaya çalıştım ancak olmadı. Bir baktım beni eliyle tuttu, ''dur yahu neden eline alıyorsun'' dedim, ancak benim dilimi bilmiyordu. Meğersem yeni ev yaptığım ağacım onun iş yerinin yakınındaymış. O gün ofisten erken çıkması gerekiyormuş o devin, bende ki şansa bak! Sonra bana şefkatle yaklaşarak benimle konuşmaya başladı, bilmediğim bir dilde konuşuyordu, ancak aklımda tutabildiğim tek kelime Alpirik oldu. Bana baktı, evine götürdü, bana bakmak için ofisinden çıkıp dışarıda oyalanmadan direkt eve geldi, bu huyunu taktir ettim keratanın. İki hafta kadar bilmediğim bir yerde kaldım, her eve dönüşünde benim kendimi iyi hissetmem için ağaç dalları, mini ağaç v.b şeyler getirirdi. Bazen Alpirik abinin arkadaşları da gelirdi, onlarda devdi ve bana ilgiyle bakarlardı. Beni iyileştirdi ve ben iyileşince beni ağacıma tekrar geri götürdü. Götürülme kısmı biraz hüzünlü oldu tabii, sanki ben de o'ndan ayrılmak istemiyordum. Ancak benim evimdi orası ve doğrusunu yaptı. Ağacımda yanıma gelen arkadaşlarım halen daha bir hikaye bırakıyorlar, şarkı söylüyorlar. Ancak o serçe yok artık, sanırım benim öldüğümü düşünüyor. Ara sıra Alpirik abimin geldiğini ve beni kontrol ettiğini de düşünüyorum, ancak denk gelemedik sanırım.
Bu dokunuştan sonra hayatım değişti. Artık yalnızlık bana korku değil, huzur veriyor. Her gece ağacımda dostlarım toplanıyor, hikayeler, şarkılar ve votka eşliğinde geride kalmışlıklarla geleceği aynı bardakta buluşturuyoruz. Alpirik abinin ara sıra şerefe derken beni andığının farkındayım. Çünkü Baykuşların da bir kalbi vardır, hissederiz. Hatta inanır mısınız belki de artık kendi çocuklarım ve kendi ailem de vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder