İskandinav mitolojisi - Asgard: Tanrı ve Tanrıçaların Diyarı #4

İskandinav mitolojisinde Asgard tanrıların yurdu
Francis Melville'in illüstrasyonu 2003

Asgard’ın Kuruluşu (Tanrıların Yurdu)

Hanımlar, Beyler İskandinav mitolojisinde tanrıların yurdu olan Asgard'a gelmiş bulunuyoruz. Bir önceki postta Midgard'ın Kuruluşu ve İlk insanlar'dan bahsetmiştim. Gökyüzünün en yüksek katında kurulan görkemli Asgard, tanrıların evi ve evrenin düzenini koruyan merkez olarak kabul edildi. Burada tanrılar kendi saraylarını kurarak mitolojinin o fantastik hikayelerinin işleyişini yönlendirdiler.

Asgard nedir ve ne anlama gelir?

İskandinav mitolojisine göre Asgard, tanrıların yurdu ve evrenin en yüksek katında bulunan kutsal bir diyardır. Odin, Thor ve diğer tanrı/tanrıçaların yaşadığı bu yer, hem gücün hem de Yggdrasil ve evren düzeninin yaratılış merkezi olarak kabul edildi.

Asgard, yalnızca bir yaşam yeri olmadı tabii ki, aynı zamanda tanrıların otoritesini ve ihtişamını sergiledikleri bir diyar haline geldi. Odin'in hüküm sürdüğü Valhalla, Thor'un görkemli salonu Bilskirnir ve diğer tanrıların mekanları Asgard'ın ihtişamını oluşturdu. Bu diyar, tanrıların insanlarla ve diğer varlıklarla ilişkilerini düzenleyen kutsal bir merkez sayıldı. Bu diyarda bir de Huginn ve Muninn adında iki kuzgun da nefes alıyor, bu iki arkadaş her gün Midgard'ı dolaşıyor ve gördüklerini Odin'e fısıldıyorlar. Asgard her daim bir şehir gibi düşünülür ancak bana kalırsa orada yaşamak insan aklına ve mantığına uymaz. Çünkü burada zaman normal akmıyor, bazen bir gün bir ömre eşit oluyor.

Bu diyarda birbirinden ayrı fantastik olgular var. Bunlardan biri Midgard ile Asgard arasındaki bağ olan Bifröst. Bu köprü bir gökkuşağı köprüsü ve tanrıların, insanların dünyası Midgard'a sık sık ziyaret etmelerini sağlayarak iki diyar arasında bir bağlantı kurdu. Düşünsenize gökkuşağına benzeyen bir köprüden ilerliyorsunuz, Midgard'a gidiyorsunuz!  

Asgard'da önemli yerler ve anlamları

Valhalla: Odin'in salonu, ölen kahraman savaşçıların kabul edildiği yer Asgard'da bulunuyor. Burada savaşçılar Ragnarök'e hazırlanıyorlar. Cesaretli ve onur sahibi olan savaşcıların nefes alabildiği yer. Savaş meydanında korkmadan savaşan ruhlar, Odin'in salonunda yeniden ayağa kalkıyor ve sonsuz bir şölenin parçası oluyorlar.

Bilskirnir: Asgard'daki en büyük salon olarak biliniyor. Yakışıklı Thor'unuzun evi burası. Thor amcamızın gücünü ve asilliğini yansıtan bu yer tam 540 odasıyla meşhur.

Bifröst: Asgard ile Midgard'ı birbirine ve tanrıların insanlarla iletişimini sağlayan olağanüstü güzellikte olan bir köprü, aynı zamanda bir gökkuşağı köprüsüdür. Ragnarök'te Surtr'un ordusu tarafından yok edileceği anlatılan köprü. O köprüden yürümeyi ben de hayal etmiştim vaktinde. Bu büyük kader savaşlarının merkezinde yer alan varlıklardan biri de Thor'un en büyük düşmanı olan Jörmungandr olacaktır.

Asgard'da yaşayan tanrılar ve tanrıçalar 30'a yakın, ancak çekirdeğini oluşturan tanrıları aşağıya ekliyorum. Genelde hikayeler de aşağıdaki isimler üzerinden ilerliyor. Asgard'ı her defasında okuduğumda empati yapıyorum. Acaba bu diyarın kapısında beklemek nasıl bir his olurdu? Bir tanrının sana bakıp, ''sen buraya ait değilsin'' demesi gibi mesela liminal frekanslıkla dolu anlar yaşanabilir. Ancak ben hiç Asgard'a davet edilmedim. Bu arada Asgard sandığımız gibi kusursuz bir yer de değil. Burada yaşayan tanrılar ve tanrıçalar bile hata yapabiliyor, hatta bazen en büyük hataları onlar yapıyor. Benim platonik aşkım Freyja'da burada yaşıyor. İskandinav mitolojisinde diyarlar konuları bittikten sonra Asgard'dan çok fazla bahsedeceğim.

  • Odin: Baş tanrı, bilgelik, savaş, şiir ve büyü
  • Frigg: Odin’in eşi, evlilik ve annelik tanrıçası
  • Thor: Şimşek ve güç tanrısı, Midgard’ın koruyucusu
  • Baldr: Işık, saflık ve güzellik tanrısı
  • Freyja: Aşk, güzellik, bereket, savaş ve büyü tanrıçası
  • Týr: Savaş ve adalet tanrısı, Fenrir’i zincirleyen (hiç sevmem)
  • Heimdall: Bifröst köprüsünün bekçisi, keskin duyularıyla bilinir
  • Höðr: Kör tanrı, Baldr’ın ölümünde rol oynar
  • Hermod: Hızlı habercilerden biri, Hel’e yolculuk yapar

İskandinav mitolojisi serilik postlar aksattığımı gördüm, bundan sonra yoğunluk verip postları sıralayacağım. En azından ilgilenen kişiler varsa da bakıp okurlar diye düşünüyorum. Bir sonraki ilgili konu ise Angrboda'nın diyarı olan Jötunheim olacak. Bolca miktar tanrılar ile devlerin arasındaki gerilimleri göreceksiniz. Afiyet olsun.

Persephone, Asgard'a gidip cehenneminizde kar yağıyor mu diye sorar mı acaba?

10-15 Mayıs, Sofia-Belgrade.

1 haftada hem Sofia hemde Belgrad'ı bitirmek gerçekten harika işti, köşeye kendim için bir saygı bırakıyorum. Sofia'da ki arkadaşlar stratejik takıldılar, önemli olan da bu. Gencecik çalışanların farklı zihin algıları oluyor, bayılıyorum böyle tiplere. Pazar penetrasyonunun artırılması fırsatlarını harika okumuşlar, Kiril'in üzerine TAM/SAM genişletilmesi konusunda benim o duayen fikirlerimi saldım, kabul edelim harika fikirlerdi. Hedefleyebildikleri adreslenebilir pazarlara erişebilecekler mi o önemli.

Daha önce gittiniz mi bilmiyorum ancak ben Sofia'nın sakinliğini çok seviyorum, bence mutlaka görmelisiniz. Bizdeki İstiklal caddesi gibi olan Vitosha civarında yürümüştüm bolca miktar. Tramvay'a yerel bir kartla biniliyormuş, banka kartları kullanılmıyormuş, o yüzden uğraşmak istemedim ve binmedim. Bizimkilere ve bir kaç arkadaşıma çok güzel hediyeler aldım. Özellikle annem bluzunu görünce çok sevinecek. Hanım arkadaşlara şunu söylemem gerek, Vitosha'da yerel butiklerden marjinal giysiler bulabilirsiniz kendinize. Cadde üzerinde yerel shoplar, küçük marketler görmek olası. Aşağıda gördüğüm küçük shop'un içindeki votka şişelerin tasarımlarına baktım. İçlerinde bilmediğim çok fazla votka markası vardı. Sofia'ya gidenler bilir, bu tür shop/marketlerde kapı yoktur. Bir şey almak isterseniz önünde eğilip alabileceğiniz bir kısım var, ki bu latin ülkelerinde çok yaygın. Ülkenin en işlek caddesinde bunu neden yaptıklarını sordum, sadece güvenlik için olduğunu söylediler. Yahu burası turist dolu ne güvenliği.

Çarşamba günü Belgrad'a yol almıştım. İnanılır gibi değil, havalimanlarında artık QR kodu ile ekrandan okutup çok rahat şekilde ilerleyebiliyorsunuz, ancak bunu yurdum insanı bilmediği gibi Avrupa birliğinde olan bir ülke insanının da hatta gördüğüm bazı turistlerin (çoğunluğu) bilmemesi şaşırttı. Telefonundan QR kodunu okut, sıra beklemeden ilerle işte, ne bekliyorsun?

Sırplar iş etiği ve iş ahlakı konularında gerçekten üst seviyeler. En azından benim çalıştığım çalışanlar. Bojana ve Dusan iş yerlerindeki tempoyu ayakta tutan iki kıdemli yöneticiler. Şirket sahibi Dragica Hanımla da konuştuk ettik, her zaman ki gibi gayette zarif, entelektüel ve çok güzel bir kadın. Daha hızlı karar alma ve daha agresif fırsat değerlendirme konularında gayette harikalar. Daha çok fırsat odaklı ilerliyorlar, bu da iş geliştirme açısından verimli, çünkü fikirler hızlı test ediliyor artık ve geri dönüşler anında gelebiliyor. Gelir akışlarının çeşitlendirilmesi konusunda fikirler verdim, ancak burada en önemli konu sürdürebilirlik. Neyse seneye göreceğiz. Belgrad'da bir çok kez geldim, Knez Mihailova'da yürümek, görmek gerçekten iyi hissettiriyor bana. Daha önce gelmediyseniz bu tarafa mutlaka uğrayın derim. Sokaklarında görebileceğiniz seyyar sahaflar ve enstrümanlarla coşan gençler bolca miktar görebilirsiniz. 


Belgrad'da daha önce denemediğim bir şeyi denedim. Şu aşağıdaki güzel yerde, votka-rom-çikolatalı likör ve limon karşımı içecek içtim. Tadı bana güzel geldi, yarım saat sonra her şey gözümde güzel göründü ahah. Asla siz denemeyin. Bojana'nın sürekli sırp-ingiliz aksanıyla nasılsın nasılsın dediğini duydum, ben de her defasında yea aym gud bikööz aym gud ahah. 



Ela, ela.

Bayramda gelirsen pont du nord içebilirsin.

Dün gece uykumdan uyandıktan sonra mutfağa su içmeye gittim. Evin içi tamamen sessizdi, yalnızca buzdolabının sesi vardı. Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Genelde su içerken gece mutfakta duran tek bir mandalinanın bile evi dolu hissettirmesini düşünürdüm ve bu sefer farklıydı. Bu kadar yoğunluktan sonra bu sakinlik bana göre değildi. Hayat gerçekten enteresan bir şey. İnsan günlerce toplantılarda, kalabalık caddelerde, havaalanlarında sürükleniyor, sonra bir anda kendi mutfağında duran bir bardak suyla baş başa kalıyor.  

Bayram'a yaklaşıyoruz değil mi? Ben bayram ziyaretlerini sevmiyorum ancak bunun yanında annemin taktikleri farklıdır. Ziyarete gitmem için bana çeşitli sekanslarda bulunur. İş gezisinden yorgun döndüğümü bildiği için direkt gel diyemiyor ahah. Onun yerine, bayramda gelirsen pont du nord içebilirsin diye mesaj göndermiş vatsaptan. Bu yalnızca şarap önerisi değil tabii, bunun altında katmanlar var. Önce içecek gösteriliyor, sonra rahat bir otam hissi veriliyor, finalinde ise mutlaka gelmelisin'i masaya bırakıyor. Ulan sanki ben gitmezsem evde herkes nöbetleşe pont du nord tüketmek zorunda kalacak. 

Sofia-Belgrad postunu hazırlayacaktım ancak uğraşmak istemedim, sonra hazırlarım. Sofia her zamanki Sofia. Sokakları, caddeleri sakin. Belgrad her zamanki gibi fantastik.

Evime ve yatağıma en güzelinden saygı bırakıyorum, onlar beni ben onları çok özlemişiz. Komşu Hanım'a patili dostlar için tüm mamaları bırakmıştım, sağolsun her evde olmayışımda ilgileniyor. Dişi kedilerin bebişleri olmuştu, onlar da bayağı büyümüşler. Sanırım bir haftasonu onlar için zincir şekilde kedi evleri yapmam gerekecek.

Şu kısacık hayatta.

4-8 Mayıs, Atina.

05/2026

Buraya geleli 5 gün oldu, her şey gayet güzel ilerledi. Vasiliki, Evanthia Hanım ve Nikolaos Bey beni çok iyi karşıladılar. Önceki gelişimde Kallisti Hanım da vardı ancak o iş yerinden ayrılmış. Toplantı gayette şıktı. ARGE entegrasyonları konusunda gerçekten iyiler, KPI'larda da oldukça başarılılar, fakat defalarca gösterdiğim networking tarafında henüz tam anlamıyla hemfikir olamıyoruz. Son ihracatımızı trend takibine göre gerçekleştirmiştik ve bundan fazlaca memnun kalmışlar. Önceki akşam Vasilikicik beni Kolonaki'de bir sergiye götürdü, gözlüklerimizi değiş tokuş yaptıktan sonra da akşam yemeği ısmarladı. Popüler kültürden tamamen uzak, entelektüel insancıkların bulunduğu, iki katlı ve oldukça renksiz-renkli bir yerdi. Üst katı tamamen modern, alt katı ise eskiz bir harabe görünümünde sokak hissi veren bir yerdi. Benim çok hoşuma gitti.

Buraya geldiğimde Bierkiller'a gitmek istedim ancak kapanmış, yerine başka bir yer açılmış. Bierkiller'a yazık oldu. Buraya her gelişimde mutlaka uğrardım, kendimi de oldukça rahat hissederdim. Olsun, alternatifim fazla. İstikameti 42 yaptım. Burası da gayet güzel bir yer. TR'den geldiğimi söyleyince çalışan hanım arkadaş çok yakın ilgi gösterdi, yeni başlamış işe. Dün Ermou'da gezinirken aşağıdaki görüntülere denk geldim, gerçekten çok güzel düşünülmüş. Rahatça görülsün diye o kırmızı mistik havayı uygulamayacağım.

Bloglarınızı okuyamadım ihtiyarlar, şu work trip zımbırtısı bittiğinde bakacağım hepinize canlarım. Yarın son günüm Atina'da. Ermou'da bir sanat atölyesi görmüştüm, buradan ayrılmadan önce belki oraya gidebilirim. Sonrası da Sofia. Alta hoşunuza gidecek bir sürpriz bıraktım. Baklavakis, cacikis'in yanına şarkıcikis'de eklenir. Neyse ben küvete su doldurup votkamı yudumlayarak keyif yapacağım sonra da spa'ya inerim. Ta leme argotera.