Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kitap

Bu konu ile ilgili tüm postları burada görebilirsin genç, hatta kendini Asgard'da bile.

Özlem Jörmungandr'ı görürse ne yapar?

Havalar çok güzel değil mi? Bir kaç günlük güneşten sonra yağmur-rüzgar ikilisi bolca miktar bize sevgilerini sundular. Şu anda dışarıdan gelen rüzgar sesi aç camı falan içeriye girmek istiyorum diyor. Bu arada sevgili Carlsberg Türkiye yöneticileri, bu güzelim biranın ambalajını değiştirmek nereden geldi aklınıza? Danimarka'nın o kutup soğukluğundan esinlenen ambalajını ben görmekten son derece memnundum. Ambalajına neden truva atı koyarsınız onu anlayamadım. Eğer bana ulaşırsanız iş geliştirme prosedürlerinden o çığır açıcı fikirlerimi sizinle paylaşabilirim. Ofisteki son saatlerimde Lambada'ya sarmıştım, eve geldim yine dinliyorum. Yaz geldi diye sanırım ya da var bir bokluk bunda.

Detoks'dan sonra tatlılara göz kırpan sevgili Annabell'in önerdiği Gece Yarısı Kütüphanesini okumak zevkli ilerliyor, böyle güzel kitapların hemen bitmesinden hoşlanmadığım için okuma süresini uzun tutuyorum. Nora'nın, tüm depresifliğini sıraladığı ve Elm Hanım'ın da bu konuda yardımcı olduğu pişmanlıklar kısmını atlatmak güzeldi. Bilim kurgu sahnesinde Dan ile olan ilişkisinin olumsuz şekilde ilerlediğini gördü. Noracığım katıldığı olimpiyatlarda gümüş madalya alıp Kraliyet Onur Nişanı'na sahip oldu ki bunu beklemiyordum. Hatta TED konuşması bile yaptı. Ancak Voltaire halen yok, şimdilik böyle ilerliyor.

Görünüşe göre Özlem vs Jörmungandr karşılaşması olacak. En azından zihnimde bunu tasarlıyorum. Düşünsene uzay aracı kullanıyorsun, sonra ineceğin yeri belirliyorsun. İneceğin yer o galakside bir deniz oluyor. Denizde kim var? Bingoo! Midgard yılanı olan Jörmungandr bir anda derin sulardan çıkıyor ve onunla karşılaşıyorsun. Özlem büyük bir endişe ile kollarını açmış kıyıya gitmeye çalışıyor, Özlemin zihninde fırtınalar kopuyor ve kaçış planları raks ediyor. Jörmüngandr devasa gövdesi ile suyun altında yükseliyor, dalgalar uzay aracını yok ediyor. Bu çılgınca karşılaşma sırasında Özlem Midgard yılanının gözlerine bakıp meydan mı okuyor? Özlem'in sesi yankılanıyor. ''Arkadaşlaaar sakın buraya gelmeyin.''

Bu akşam şöööyle bir güzel Metamorphosis Alpha'yı tekrar kurcalayacağım. 1976'da çıkmış bu oyun aslında tarihte ilk bilim kurgu rol yapma oyunu. Traveller’dan bile önce. Düşünsenize, o dönem için ne kadar çığır açıcı bir fikir! Ancak işin komik yanı, kurallar öyle dağınık ve ilkel ki, okurken acaba bunu nasıl oynatmışlar? diye sorguluyorum. Hatta sevgili babacığımla bile görüntülü konuşma yapıp bu oyunu oynamıştık ahah. Çocuk nostaljisi yaşamıştım lan. Yine de o ham haliyle bile rol yapma oyunlarının evriminde çok önemli bir adım gibi görünüyor tabii. Neyse siz çok yaşayın ya.

Lambada öyleyse.

Kokulu tuvalet kağıdı.

İşler yoğun, ben yoğun, imzalanması gereken dokümanlar yoğun, hava da yoğun. Tüm bu yoğunluğun arasında ekibime katılacak yeni bir arkadaş için bir kaç iş görüşmesine katıldım. Hepsine aynı soruyu sordum ancak hiç birinden kreatif bir yanıt alamadım. Şu kış sezonu artık bitsin, sabah yatağımdan kalkmak istemiyorum resmen. Sevgili Roza'nın önerdiği Sylvia Plath'ın Sırça Fanus'unu okumaya başladım, fazlaca duygu yoğunluğu, bakalım bu tür kitap ben de nasıl bir ruh hali bırakacak. 

Bir kaç gündür Philip Jose Farmer'ın Evrenlerin Yaratıcısı kitabında aldığım notları okudum, güzel oldu. Philip amca Katmanlar Dünyası diye anılacak koca bir fantastik serinin kapısını açacağını tahmin etmiyordu muhtemelen. Burroughs'un Barsoom maceralarını hatırladım. 20. yüzyıldan sıradan bir adam, mistik bir şekilde başka bir diyara ışınlanıyor ve bir bakmışsın yeni Dünya'sında hem inanılmaz güçlü ve zeki hem de egzotik hanımefendiler tarafından fazlasıyla ilgi görüyor. Türkçesi var mı bilmiyorum ancak bir bakın derim, çok güzel bir kitaptır.

Bugün eve dönmeden önce arkadaşımla kahve içtik sonra da beraber alışveriş yapalım dedik. O evli olduğu için alacağı şeyler fazlacaydı. Benimse bir kaç ürün ve bir de o çok sevdiğim kokulu tuvalet kağıdım. Her daim alt raflarda bulunan ürün bu kez sanki Everest'e çıkmış, en üst rafa bırakılmış. Her zaman aynı markete gittiğim için çalışanları tanırım, onlarda beni. Esprisine ''ben almayayım diye mi koydunuz en üst rafa'' diye sordum ehe. Olur mu abi öyle şey falan. Neyse, arkadaş market basamağını bulmaya gitti, 10 dk boyunca raftaki tuvalet kağıdına bakıp arkadaşımla goygoy yaptık. Kokulu tuvalet kağıdı olmadan lavabonun ve banyonun eksik kaldığını hissediyorum. Kokulu tuvalet kağıtsız asla ahah. Kasada bunun tekrar goygoyunu yaptık, kasiyer çalışanda yabancı kalmadı konuya. ''Abi sizin tuvalet kağıdı sizi zirveye çıkarmış'' dedi, çok hoşuma gitti bu cümlesi.

Andromeda'yı unutmayalım.

Gamze Ece Hanımcığımın - Düş Bahçelerinde Gezinti adlı kitabı.

Gamze Ece Hanım'ın Düş Bahçelerinde Gezinti adlı kitabını okudum bitirdim. Aslında bir iki günde bitirilecek kitabı ben uzun tuttum. Uzun vakittir içsel yolculuk yapmadığımı keşfettirdi bana. Çünkü gerçekten çok güzel bir içerikti. Okuyan kişiyi sıradan bir deneme kitabının ötesine taşıyor. Kitap boyunca kullanılan dil ve metaforlar, beni adeta zihinsel bir bahçede dolaştırdı. Her bölümde farklı bir duygunun kapısı aralanıyor, kimi zaman huzur, kimi zaman melankoli, kimi zaman da umutla karşılaştım. Ancak en çok melankoli tabii. (Burada sana çok kızdım Gamze Ece, bilgin olsun ehe) Gamze Ece Hanımcığımın dili yalın ancak aynı zamanda derinlikliydi, bu da okuma deneyimini hem kolay hem de düşündürücü kılıyor. Bu bana Borges’in labirentte tek başına dolaşan bir karakterin kendi hikayesini yazmasını hatırlattı. Labirent dar ancak sonuca ulaştığında da gücü fantastik.

Okurken en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, arkadaşımızın kendi iç dünyasını samimi bir şekilde paylaşması tabii. Bu samimiyet, okuyan kişiyle güçlü bir bağ kuruyor ve cümleleri kişisel bir yolculuğa dönüştürüyor. Özellikle bazı kısımlarda, kendi hayatımızdan kesitler buluyor gibi oluyoruz ki ben buldum. Sanki bizim iç sesimizi kaleme almış. Bu yönüyle kitap, bireysel deneyimlerin evrenselliğini hatırlatıyor diyebilirim. Bu Yüzüklerin Efendisindeki Elf'lerin marketlerde alışveriş yaptığını düşünmek kadar güzel bir şey.

Sonuç olarak Düş Bahçelerinde Gezinti, kısa ancak etkili bir yolculuk sunuyor. Karakter odaklı bir kurgu yerine duyguların ve düşüncelerin ön planda olduğu bu kitap, okuyana kendini sorgulama ve içsel bir keşif fırsatı veriyor. Bazı bölümlerde karakterler var tabii. Kitabı bitirdiğimde, zihnimde hala yankılanan cümleler olmuştu, bu da bu sevimli kitabın kalıcı bir etki bıraktığını gösteriyor. İçsel bir mola arayan herkes için güçlü bir öneri niteliğinde. Lotus çiçeği metafor kısmını okuyan kişiler sevecektir. İçsel yolculuk anlatıları hoşuma gitti. Gamze Ece'nin kendi iç dünyasına dair yaptığı samimi sorgulamalar, okuyanı kendi hayatıyla kıyaslamaya davet ediyor. Bu bölümler kişisel bir keşif hissi uyandırdığı için sürükleyici oluyor. Ancak ben halen daha Sevda için çok üzgünüm. Keza aynı şekilde Doruk. Özellikle Lotus çiçeği metaforuna hayran kaldım. İkinci bir kitap hazırlığında arkadaşımız da spoiler vermedi tabii. Almak isteyen olursa linki aşağıya bırakıyorum. 

Blogger insanlarının kitap çıkarmalarını marjinal buluyorum. Umarım daha çok arkadaş çıkartır kitap. Aşağıdaki şarkıda 1:16'da Ece Gamze ''gözlüklerini takmış, bateri çalarken kameraya bakıp sonunda kitabımı çıkardım, kendimle iftihar ediyorum'' bakışı atmış. 

Düş Bahçelerinde Gezinti - kitapyurdu.com

Şurada;
1000 musicians - Nirvana - Smells Like Teen Spirit