Çizgilerden perdeliğe 'Sex in the comics' vardı bir ara.
İskandinav mitolojisi - Jötunheim: Devlerin Diyarı. #5
![]() |
| Thor, Jötunheim sınırları içerisinde Thrym ile. |
![]() |
| Jötunheim'da bizi radarına alan baba-oğul. |
Tüm bunların öncesinde Jötunheim'in hikayesi ilk dev olan Ymir ile başladı. Evren henüz şekillenmeden önce buz ve ateşin arasında doğan kahramanımız Ymir, dev soyunun atası olmuştu. Onun ardından gelen nesiller ise zamanla bu vahşi diyarın dağlarına, vadilerine ve sisli ufuklarına yayıldı. Böylece Jötunheim, devlerin yaşadığı bir yerden çok ilk varlıkların mirasını taşıyan kadim bir yuva haline geldi. Gastropnir'in sessiz duvarları, Thrymheim'in soğuk zirveleri, Utgard'ın görkemli kaleleri ve Demir Orman'ın karanlık ağaçları yüzyıllar boyunca sayısız efsaneye tanıklık etti. Yggdrasil'in devasa dallarında Jötunheim, kaosun ve vahşi doğanın nefes aldığı kadim duraklardan bir yer haline geldi. Asgard'ın düzenine karşı duran bu diyar, evrenin dengesinde tam olarak karanlık bir gölgeden ziyade aksine düzenin karşısındaki diğer yüzdür esasında. Çünkü İskandinavlar için evren devlerin fısıltılarından da oluşuyordu. Ayrıca bu diyarda mitolojideki en büyük ve en çılgın Vimur Nehri'de bulunmakta, bir o kadar da tehlikelidir.
''Daha fazla akma Vimur, çünkü seni geçmek zorundayım. Sen büyüdükçe benim içimdeki tanrısal güç de göklere kadar büyüyecek, daha fazla aktığında beni yeneceğini düşünme.''
Loki'yi Loki yapan maceralarda aslında bu toprakların gölgesinden çıkıyor. Kendisi tanrıların arasında yaşasa da dev soyundan gelen bir varlıktır ve içinde hem Asgard'ın zekasını hem Jötunheim'ın kaosunu taşıyor. (Loki amca harika bir post konusudur haliyle.) Bu yüzden Loki hiçbir zaman tamamen bir tarafa ait olmadı, ki iki diyarın arasında yürüyen en tehlikeli yolcu oydu.
Ve geldik o gizemli anlara. Sanıyorum ki, Jötunheim Ragnarök için oluşturuldu. Konuya hakimseniz eğer malumunuz Ragnarök geldiğinde Jötunheim'ın sessiz dağları yeniden yankılanacak. Devler, tanrılara karşı son yürüyüşe hazırlanırken Loki de bu büyük çatışmanın merkezinde yer alacak. Asgard'ın altın salonları ile Jötunheim'ın soğuk vadileri arasındaki hesaplaşma, evrenin son perdesinde kapanacak. İzleyeceğiz.
Tüm bu düşünce sekanslarıma istinaden aslında Jötunheim'a sadece korkunun diyarı olarak bakmak büyük bir haksızlık olur, zira devler her zaman yıkım tarafında bulunmadılar. Onlar doğanın vahşi gücünü ve evrenin eski hafızasını bolca miktar temsil etti. Düzenin devam edebilmesi için karşısında duran kaosun da nefes alması gerekir.
Gylfaginning'in 31-40 anlatılarından;Jötunheim'ın karanlık topraklarında,Angrboda'nın yanında doğdu üç kader çocuğu.Fenrir kurt, Jörmungandr yılan,Hel ise ölülerin sessiz kraliçesi oldu.Tanrılar duyunca bu kehaneti,Üç çocuğun getireceği felaketi gördüler.Odin gönderdi elçilerini,Jötunheim'ın derinliklerinden onları almaları için.
______________________
Batwoman 2026 #1
Giriş olarak klasik bir Batwoman macerasından biraz farklı yerde durmuş. Gotham'ın çatılarından önce Yunanistan'daki soğuk koridorlar refere alınmış. Aslında bu tercih güzel bir hava katmış çünkü Kate Kane'i yeniden geride kalmışlıklarının içinde dolaştığını bolca görüyoruz ki güzel bir tatta nostalji gibi. Beth bölümünün dışında Sidaris'le olan sahneleri bence sayının en güçlü tarafı. 'Acı bitmez Sidaris, acı bitmez'
Beth'in dahil olmasıyla hikaye aniden başka bir yöne kırılmış, açıkcası burada en bilindik beni benden alan temaya giriyoruz, aile travması! Beth Kane'in alter egosu Alice her zaman ki gibi kaosun içinde, ancak ablamız o çok sevdiği jartiyerini giymeyi unutmamış. Dünyanın sonunu getirmek isteyen kötü insan sayısı fazlaca, fakat bir kahramanın kendi ailesinden birini kurtaramaması fikri her daim rahatsız edici, üstelik sen bir Batwoman isen. Anti-Life bölümünde bolca göndermeler kurgulanmış, ancak bazı bölümlerde tehdit hissi biraz daha güçlü kurgulanabilirdi. Çünkü Kate ve Beth arasındaki kişisel çatışma çok kuvvetli. Yine de Anti-Life fikrinin bu sayıda yer alması ilginç bir tercih olmuş.
Batwoman 2026 #1 kusursuz bir başlangıç mı? Bence değil. Bazı noktaları biraz daha derinleşebilirdi. Açıkcası şunu da hesaba katmakta fayda var, çıkan her ilk sayı aslında neyin nasıl başladığını gösterdiği için ilk sayılarda bir şey beklememek en doğrusu. 2015'de ki Batwoman'ın ilk sayısını hatırlıyorum da sonraki sayılarda Greg amca ara ara müphem davranışlarda bulunsa da kurgu konusunda seviye atlamıştı. Şimdilik Kate ablamızın eski yaralarının halen daha kanadığını görmek şeklinde ilerliyor. İkinci sayısını indirdim, bir kaç güne onu da bitiririm sanırım.
A Knight of the Seven Kingdoms 1. sezon incelemesi: Westeros’un en sıcak hikayesi
![]() |
| A Knight of the Seven Kingdoms |
Game of Thrones'un 90 küsur sene öncesinde olan bu dizi eğlenceli ve kaçınılmaz aksiyonlar, bazen aşırıya kaçarak karakter şakalaşmaları ve müstehcen bir komediyi barındırıyor içinde. Herşeyden önemlisi kralların ve prenslerin hayatlarından daha gerçekci ve iki sevimli karakter tarafından yönetiliyor. Diziye başlamadan önce bolca ejderha göreceğimi sanmıştım, ancak böyle bir şey olmadı.
Farklı kıtalarda bolca miktar karakterlerle bizi eğlendirmek yerine dizi iki kişiye ve onların temas kurduğu kişilere odaklanıyor. George RR Martin amca ortaçağ kültürüne borcunu her zamankinden daha fazla vurgulamış gibi görünüyor ki bir ejderhadan ve bazı terminolojiden bahsedilmesi dışında. Wreck dizisinden tanıdığım Claffey, bir şövalye ama üzgün dev olan Sör Duncan'ı canlandıryor. İsmini hak ediyor çünkü herkesten daha uzun boylu. Ancak en sevdiğim özelliği ise dürüst, nazik ve cana yakın tavrı.
Ve tabii ki bir gün Storm's End lordu olacak olan Sör Lyonel Baratheon'da var. Turnuva öncesi kafasına dev boynuzlar takan Lyonel, fazlaca içiyor ancak kendini kaybetmiyor ve güzel şekilde dans ediyor. Ayrıca Dunk’a da ilgi duyuyor. Dunk'ın açık sözlülüğüne, dürüstlüğüne ve yemek sevgisi karşısında büyüleniyor ki Game of Thrones'da ki Robert Baratheon içkiyi, dansı ve kadınlara düşkündü. Lyonel'de öyle, ancak aralarındaki fark Lyonel'in marjinal bir tipleme olması. Zaten kafasına o dev boynuzları taktığı vakit bitmiştir benim için konu. Ve bu arada Lyonel'in Dunk'a olan ilgisine şaşırmamak gerekir, çünkü Dunk daha önce Westeros evreninde gördüğümüz figürlere benzemiyor. Dunk bir entrikacı değil, oldukça nazik ve kibar bir tipleme. Westeros dünyası ahlaki açıdan gri karakterleri ve usta manipülatörleriyle tanınır, Lyonel'de bu farkı görmüş. Ayrıca Bu dizi, üç dakika içinde Baelor'un neden harika bir kral olacağını, HotD'nin iki sezonunda Rhaenyra'nın iyi bir kraliçe olacağını söylemesinden daha iyi gösterdi.
| A Knight of the Seven Kingdoms |
Dizinin ikinci sezonunun çekimleri Kuzey İrlanda'da başlamış. Aslında bu durum HBO'nun Westeros'u yalnızca dijital ortamlara değil, gerçek manzaralara dayandırma geleneğini sürdürüyor. Burada HBO'a bir parentez açmak gerekir, kurgu konularında gerçekten son zamanlarda harika işler yapıyorlar. Önceki hafta V for Vendetta'nın dizi uyarlamasının da geleceği haberlerini almıştık ve onlar için kayda değer şekilde saygı bırakıyorum.
Görsel kaynakları: IMDb
Jörmüngandr: Midgard yılanı'nın hikayesi
![]() |
| Jörmüngandr: Midgard yılanı'nın hikayesi |
İskandinav mitolojisi temasından merhaba. Size birkaç sorum olacak. Denizin dibinde uyuyan bir yılanın tüm tanrıların uykusunu kaçırabileceğini söylesem inanır mıydınız? Bir canlı neden daha büyümeden tehlike ilan edilir? Ya da çocuklarınızdan biri Jörmungandr gibi olsaydı ve kıyamet provası yaptığını düşünebilir miydiniz? Veyahut Thor'un en büyük düşmanının bir yılan olması sizce de biraz ilginç değil mi?
Bazı anneler çocuklarına masal anlattılar, bazıları masalların içine çocuk bıraktı. Ancak İskandinav mitolojisinde durumlar biraz farklı. Bazı ailelerin soy ağacında isim taşımadığını ve kader taşıdığını bilmelisiniz. Jörmungandr'ın hayatı Loki ile dev anamız Angrboda'nın karanlık birlikteliğinden doğan üç farklı mirasla başladı. Bu hikayenin ilk adımları ise devlerin kadim diyarı Jötunheim'ın gölgeleri arasında atıldı. Bir tarafta zincirleri kıracak olan Fenrir, diğer tarafta ölülerin sessiz tarafına gönderilecek Hel vardı. Ancak denizlerin altında büyüyerek dünyanın etrafına sarılacak olan Jörmungandr, bu karanlık mirasın en büyük halkası olacaktı ve oldu da.
Felaketler kapıya gelmeden önce haber gönderen bir kuzgunumuz yok, fakat Asgard'ın tanrı ve tanrıçaları bu haberin ağırlığını Jörmungandr daha doğmadan önce zaten biliyorlardı. Onu henüz küçükken bir çam ağacına bağlasalar bile gelecek korkularını bastıramamışlardı. Karşısına çıkanlara savurduğu karanlık zehir hedefini bulamadı belki fakat mesajı çok netti. Denizlerin dibinde büyüyen bu yaratık bir gün zincirlerden, ağaçlardan ve korkulardan daha büyük olacaktı. İleride yakışıklı Thor abimiz Midgard topraklarına sık sık uğrayacak ve Jörmungandr ile denizlerin içinde defalarca kez karşılaşacaktı. (Sonraki postlarda ekleyeceğim)Aslında tanrıların korktuğu gelecek, küçük bir yılanın denizin derinliklerine bırakılmasıyla başlamıştı. Jörmungandr insanların yaşadığı Midgard'ın çevresindeki sularda büyüdükçe sıradan bir yaratık olmaktan çıktı. Koca denizin içinde kaybolan bedeni zamanla dünyanın sınırlarına ulaştı ve kendi kuyruğunu tutan devasa bir yılan haline geldi. Bu yüzden Jörmungandr, İskandinav mitolojisinde Midgard Yılanı olarak anılmaya başladı.
İskandinav mitolojisinde görebileceğiniz her şey tek başına yaşanmıyor. Bütün kederler, felaketler ilk post'ta bahsettiğim Yggdrasil'in kökleri ve dalları arasında şekilleniyor. Jörmungandr ise bu büyük evren ağacının çevresinde dönen düzenin karşısında duran, kaosun ve sonsuz döngünün en güçlü sembollerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Öyleyse biz de bu kaos için Midgard'ın derin sularına Jörmungandr'ı beslemek için bolca miktar yem bırakalım.
Kahramanımız Jörmungandr'ın da beklediği bir gün var. Ragnarök geldiğinde annesi Angrboda'ya ve kardeşleri Hel ile Fenrir'in yanına koşabilmek için denizlerin sessizliği bozacak, Midgard'ın sularını kabartıp bu dev yılan yeniden yüzeye çıkacak. Söylencelere göre zehriyle gökyüzünü karartarak kaosun orduları arasında yerini alacak ve tanrıların son savaşında eski düşmanı Thor'un karşısına çıkacak.
Puddle of Mudd ve radyo estetiği.
2000'lerin ortasında Amerikan otoyollarında dolaşan post-grunge ve southern kırıntıları, aylak motellerin altında sürtünürken Puddle of Mudd direksiyonu biraz daha yorgun insanlara kırdı ve o kirli dürüstlüğe merhaba dedi. Theory of a Deadman radyoculuğunun arasında sıkışmış bir rock'n roll motor durağı günlüğü gibiydi adeta. Buna Buckcherry'nin artıklarını da ilave edebiliriz. Fazlaca cilalı değildi elbet, zaten güzel tarafı da buydu.
Aynı dönemlerin daha garaj ve punk depresifliğinde ise tanışmış olduğunuz Billy Talent gibi gruplar farklı bir enerjiyle sahneyi taşıyordu. Bir süre sonra bu tarz gruplar büyük dalganın içinde kayboldu. Fakat geceleri uzun yaşayan insancıklar bu dalganın içinde sörf yapmayı çok iyi biliyorlardı. She hates me zihninden örtmenlerin sınavlarla boğduğu öğrencilere, kapitalizm karşısında işeyerek çalışan tüm emekçilere, konserlere gidemeyen gençlerimize ithafen diyelim mi?




%20-%200001.jpg)


