Lucifer, Trollerle pikniğe gider mi?
Ensiferum
Bazı şarkılar kapıyı çalmıyor, Finlandiya'dan omzuna bir el koyup seni dışarı çağırıyor. Ensiferum tam olarak bunu yapıyor. İlk kez Ensiferum döndüğünde, ''Lai lai hei''nin o meydan okuyan melodisiyle insanın içindeki eski bir hikaye uyanıyor. Bu bir savaş narası mı, yoksa kaybolmuş bir yurdun hatırası mı, emin olamıyorsun. Ardından gelen Iron daha sert, daha net bir adım gibi zihninle dans ediyor. ''Iron'' çalarken dünya karşısında sırtın biraz daha dikleşiyor. Ensiferum'un epikliği gösterişten değil, inançtan geliyor. Kılıç asla metafor değil, bir duruş biçimi oluyor. Ancak o duruşu asıl keskinleştiren şey Petri oluyor. O'nun sesi, donmuş bir gölün üstünde çatlayan buz gibi beliriyor. Hem sert hem yankılı. Brutal vokaller bir savaş çağrısı gibi yükselirken, temiz vokaller beklenmedik bir açıklık bırakıyor, sanki sis bir anlığına dağılıyor ve ufuk görünüyor.
Ve sonra yönünü gökyüzüne çeviriyorlar. Thalassic ile gelen ''Andromeda'', Ensiferum’un mistik canavarların dolaştığı ormanlardan marjinal bir yalnızlığa uzanabildiğini gösteriyor. Yıllar içinde kadrolar değişiyor, sesler evriliyor ancak o öz hiç kaybolmuyor. Melodinin içindeki kadim yankı ile ortaçağ ezgilerinde birleşen canavarlar da dinlemeye başlıyor. Onlar sadece bir Viking masalına ortak olmuyorlar. Kendi içlerindeki savaşı, kendi yaralarını ve kendi sonsuzluğunu da duyuyorlar. Şarkı bittiğinde ise sessizlik gelmiyor sadece rüzgar yön değiştiriyor.
Retro dergiler vs dijitalleşme
Biraz uzak kaldım. Bu hafta soğuk algınlığı ile çok güzel ilişki içerisindeydim. O bolca burnumu tıkadı, bense ona battaniye, meyve, ıhlamur sundum. Ne açıdan bakacak olursak olalım kış sezonunda haftasonu evde olmak güzel bir şey. Retro dergiler ve Dungeons&Dragons saatlerimi bolca miktar ağırladım. L. Sprague De Camp'a karşı hissettiğim o hafif tiksintiyi bir kenara koymaya çalışıyorum ancak işin gerçeği şu ki adam fantastik edebiyatın ilk dönemlerinde öyle bir yer kaplıyor ki, görmezden gelmek mümkün değil. Üstelik Dungeons&Dragons'un şekillenmesinde de parmağı büyük. Harold Shea öyküleri gayette şık. O yüzden bir kenara gözle görülür şekilde saygı bırakıyorum.
Sevgili Annabell'in önerdiği Gece Yarısı Kütüphanesi adlı kitabı okumaya başladım, şimdilik Nora'nın tereddütleri beni benden alıyor. Satranç tahtasında yüzüyor, Fransız felsefe ve edebiyatına ilgi duymayan Volts'da var, fakat güzel ilerliyor.
Dijital çağda her şey hızla kaydırılıyor artık. Ancak retro dergilerin kendine ait fantastik bir gizemi var. Tabii bu, yollarına toprak oldum, sen bastıkça ben kavruldum, görmedin beni bal böceğim diyen Barış amca kadar fantastik bir şey değil. Onlar ağır ağır açılıyor, sayfa çevrilirken meditasyon yapabiliyorlar, bu net bilgi değil asla. PDF dosyasını koklamaya çalışan birini gördünüz mü? Ben görmedim. Retro dergilerde baskı fazla güzel. Algoritmalar bize ne okuyacağımızı söylerken, bu dergilerde sayfada kaydırma yapamazsın.
İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ ve günümüz Çağdaş/Modern çağ derken dijital çağ yaşıyoruz. Like tuşu var, retro dergilerde ise kahve lekesi. Bilin bakalım hangisi daha gerçekci?
90'larda telefonla Hugo'yu kurtarmak.
![]() |
| görsel kaynağı: imdb.com |
''Ama netice ne olursa olsun, siz benim gönlümde hep kazandınız, hep şampiyonsunuz! Ve öyle kalacaksınız!'' 17 Mayıs 2000, Fatih Terim
Bu arada Blogger çok çok eskiden Abonelik şeysi destekliyordu, ancak uzun senelerdir bu zımbırtısı yoktu. Önceki günler araştırdım, mailerlite.com'da gayette şık bir Abone kutusu oluşturup blogunuza kolayca entegre edebiliyorsunuz. Güzel tarafı ise blogda yeni post gönderdiğinizde mail adresine bildirim olarak gidiyor, işinize yarayacaktır mutlaka. Çözemeyen olursa yardımcı olurum. Okuma listesi gerçekten evlere şenlik, hiç bir güncelliği yok. 1 saat önce yayınlanan post, yarın tekrar 2-3 saat sonra yayınlandı gösteriyor. Bu yüzden gerçekten işinize yarayabilir.
dArtagnan - Trink mein Freund
Başım ağrıyor bu Dünya'dan.
İskandinav mitolojisi - Yaratılış: Ginnungagap, Ymir ve İlk Düzen. #2
| görsel kaynağı: skjalden.com |
İskandinav mitolojisinde evrenin başlangıcına dönüyoruz. İlk postta İskandinav mitolojisi - Yggdrasil ve evren. #1'den bahsetmiştim, şimdi ikinci partı. İskandinavlar teleskopla değil boşlukla başlıyor olaya. Boşluğumuzun adı Ginnungagap. Günümüzün evreni, kainatı. Tamamen sonsuz bir hiçlik üzerine kurulmuş bir yer, buzun sessizliği ile ateşin çığlığının buluştuğu bir sahne. Dünya'da Antarktika olan Niflheim'in soğuk nefesi ile ateş devlerin prova yaptığı Muspelheim'in alevleri bu boşlukta karşılaşacak. Ve bu karşılaşmada da bir kozmik hammadde olan dev doğacaktır. Bundan sonrası akıyor işte.
Kahramanımız Ymir, kozmik boşlukta Niflheim'in buzları ile Muspelheim'in ateşinin karşılaşmasından doğmuştur. Devasa, şekilsiz ve ürkütücü bir varlık olarak oluşur. O bir insan değil daha çok kozmik bir hammadde'dir. O kadar çok büyüktür ki, öldürüldüğünde bedeninden tüm evren yaratılır. Gövdesi toprak, kanı deniz, kemikleri dağ ve kafatası gökyüzü olur. Ymir'in terinden yeni devler türemeye başlar, yani evrenin ilk nüfus patlaması biraz ter kokusuyla gerçekleşir. Hoşunuza gitti değil mi? O'nu besleyen ise Audhumla adında kutsal bir inek. Bu inek nasıl oluştu derseniz, aşağıya ekliyorum. Bu inek arkadaşımız buzları yalarken ilk önce Buri oluşuyor, sonrasında ise Buri'nin oğlu olan Borr. Çok ilginçtir ki Borr'un annesi mitlerde bahsedilmiyor. Borr, Ymir'den türeyen devler soyundan Bolthorn'un (Bölþorn) kızı Bestla ile evlenir. Bu evlilikten ise Odin, Vili, Ve doğar.
Ufak bir ekleme, Niflheim'in buzları ile Muspelheim'in ateşi karşılaştığında buzlar erimeye başladı, bu eriyen buzlardan ilk canlılardan biri olarak Audhumla (kutsal inek) oluştu. Yani Ymir'den hemen sonra gelen varlıktır. Audhumla kutsal bir inektir ve rolü ise Ymir'i sütüyle beslemek olur.
Borr’un oğulları (Odin, Vili, Ve) kaostan düzen yaratmak için Ymir'i öldürür. Etinden toprak, kanından denizler, kemiklerinden dağlar, kafatasından gökyüzü ve beyninden bulutlar yapılır. Fazlaca marjinal geliyor kulağa. İlk düzen, Ymir'in kaos bedeninden doğmuş oluyor. Onun parçalanışıyla gökyüzü, toprak ve denizler şekilleniyor, böylece dokuz diyarın ilki olan ve JRR Tolkien amcamın bahsettiği Midgard (İnsanların yaşadığı yer) kuruluyor. Ardından diğer diyarlar birer birer ortaya çıkarak evrenin kapıları açılıp tüm kozmos bir devin ölümüyle haritalanıyor.
Ymir: İlk dev
Audhumla: Kutsal inek, Ymir'i besliyor
Buri: İlk tanrı
Borr: Buri'nin oğlu
Bestla: Borr'un hanımı
Bolthorn: Bestlanın babacığı, Ymir'in soyundan gelen bir dev
Borr ve Bestla'nın doğan çocukları; Odin, Vili, Ve
İskandinav mitolojisi kategorisinden diğer yazılar;


